|
Yeni Türk
Ceza Kanununun
Hekimlik
Mesleğini İlgilendiren
Kanun
Maddeleri
Bilindiği gibi her tıbbi müdahale kişinin vücut bütünlüğünü
ve kendi geleceğini belirleme hakkını etkileyen bir davranıştır.
Bir tıbbi müdahale kişinin yapısında kalıcı değişiklikler
oluşturabileceği gibi, özgürlüğünün kısıtlanmasında
ve hatta ölümüne bile neden olabilir. Bu tıbbi müdahale
sonucunda oluşan olumsuz etkiyi, kasıtlı yaralama veya öldürme
çerçevesinden çıkaracak olan uygulamaları hekimler çok
iyi bilmek zorundadır.
Özellikle Ceza Hukuku açısından hekimlik mesleğini içerisine
alan özel kanun maddeleri mevcut değildir. Bu nedenle
Hekimler uyguladıkları tıbbi müdahaleler sonucunda oluşan
istenmeyen durumlarda sorumlu olmamak için yaşadığı
toplum düzenini sağlama amacı ile oluşturulmuş Ceza
Kanunlarının felsefesini çok iyi anlamak zorundadır.
Bu günlerde Türk Ceza Kanununda (TCK) yapılan köklü değişiklikler
ile hem kanun maddeleri hem de kanununun felsefesinde büyük
değişiklikler oluşturulmuştur.
1 Haziran 2005 tarihinde uygulamaya geçecek olan TCK toplumun
her kesiminde olduğu gibi hekimlik mesleğini uygulayan
bireyler tarafından da çok iyi kavranmak zorundadır.
Bu çalışma özellikle hekimlerin en sık şikayet edildiği
ve haklarında en çok dava açılan suç kavramlar üzerinde
yapılan değişiklikler konusunda hekimleri bilgilendirmek
amacı ile oluşturulmuştur.
Bu çalışmanın oluşumunda katkılarını esirgemeyen Hakim
Mustafa Yörü' ye teşekkür ederim.
Öğr. Gör. Dr.Ali Rıza Tümer
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Adli Tıp Anabilim Dalı
YENİ YASADA SUÇ
TEORİSİ
Yeni ceza yasamızda da eskisinde olduğu gibi sağlık
mesleği mensuplarını en yakından ilgilendiren hükümlerin
başında öldürme ve yaralamaya ilişkin hükümler
gelmektedir,
Elbette bir sağlık mensubunun görevini yerine getirirken
kasten bir insanı öldürmesi yada yaralaması esas olarak düşünülmeyeceğinden
bu suçların taksirle işlenen halleri ağırlıklı olarak
inceleme konumuzu oluşturacaktır, Bunun yanında yeni yasada
eski yasadan farklı ve çok önemli bir kurum göze çarpmakta.
Kasten öldürme ve yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi
suçu.
Yeni ceza sisteminin anlayışına göre her suç bir haksızlık
teşkil eder ve suç hukuki ihlal değerini gösterir.
Suçun üç unsuru vardır. Bunlar:
a) Maddi unsurlar;
1-Fiil
2-Netice
3-Nedensellik bağı
4-Fail
5-Konu
6-Mağdur'dan oluşur.
b) Suçun manevi unsurları bunlarda;
1- Kast
2- Taksir
3- Kast taksir kombinasyonu ( Netice sebebi ile ağırlaşmış
suç)
4- Amaç ve saiktir.
c) Hukuka aykırılık unsuru;
Hukuk aykırı işlenen fiilin hukuk düzenince hoş görülmediğinin
bir ifadesidir.
Suçun maddi unsurlarından olan fiil ancak bir insan tarafından
gerçekleştirilebilen bir davranıştır. Ve icrai yada
ihmali bir davranışla gerçekleştirilebilir.
Suç tanımında fail olan kişide insan olmanın dışında
başka özelikler aranabilir. Örneğin kamu görevlisi yada
sağlık mesleği mensubu olmak gibi.
Yasanın 279. maddesinde kamu görevlisi sağlık mensubunun
280. maddesinde de kamu görevlisi statüsü dışındaki diğer
sağlık mensuplarının suçu bildirmemesi halinde cezalandırılacağı
belirtilmektedir ve bu hükümler ancak kamu görevlisi ve diğer
sağlık mesleği mensuplarının işleyebileceği suçlar
olması nedeni ile özel faillik suçu vasfı taşıyan suçlardır.
YENİ
CEZA YASASINDA DÖRT TÜR KUSURLULUK HALİ DÜZENLEMİŞTİR.
Bunlar:
1-Kast
2-Olası kast
3-Taksir
4-Bilinçli taksir'dir.
KAST
Suçlar kural olarak ancak kasten işlenebilir. Kast suçu
kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
Kast doğrudan kast ve olası kast olarak ikiye ayrılır.
Doğrudan kast bir suçun kanuni tanımındaki unsurların
somut olayda gerçekleşmekte olduğunun muhakkak sayıldığı
hallerde söz konusudur.
Olası kast ise bir suçun kanuni tanımındaki unsurların
somut olayda gerçekleşmekte olduğunun muhtemel sayıldığı
hallerde söz konusudur.Kişi sonucun gerçekleşmesi olası
saymakla birlikte bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba
göstermemektedir.
Somut olarak örnekleyecek olursak;
Bir ameliyata katılan hekim hastanın kendi babasının
katili olduğunu fark eder ve hastayı öldürmek amacı ile
ameliyat sırasında hastanın ölümüne yol açacak bir
damarı bilerek ve isteyerek keser. Burada doğrudan kast
mevcuttur.
Yine bir hastanın ameliyat edilmesi halinde ölümü mutlak
ise bu durumu bildiği halde yalnızca bıçak parası almak
amacı ile hekim hastayı ameliyat etmiş ve ölüm meydana
gelmiş ise burada da doğrudan kasıtla insan öldürme söz
konusudur.
Buna karşın bünyesi son derece zayıf ameliyatı çok yüksek
düzeyde riskli bir hasta yalnızca maddi çıkar için hekim
tarafından ameliyata ikna edilmiş ve başka çaresi olmadığı
belirtilerek ameliyata alınmış ve durum hastadan gizlenmiş
ve hastada ameliyatta ölmüş ise ölümün gerçekleşeceği
kuvvetle muhtemel olmasına rağmen bu durumu bilerek ameliyat
yapan hekim olası kastla insan öldürmeden sorumlu olacaktır.
Yoğun ve büyük problemler için görev yapan hekimlerimizin
elbette çok çok büyük çoğunlukla mesleğin etik kuralları
çerçevesinde görev yapmaları nedeni ile uygulamada doğrudan
kast yada olası kastla suç işlenmesi durumuyla çok çok
seyrek karşılaşılmaktadır. Yeni ceza yasasında
hekimlerimiz açısından eski yasaya oranla daha geniş
sorumluluklar ön görüldüğünden belki biraz daha fazla
olası kastla işlenen suçlarla yüz yüze kalabiliriz. Ancak
her şeye rağmen ağırlığı, tıp mesleğin riski ve
zorlukları gereği taksirli suçlar oluşturacaktır.
TAKSİR
Taksir dikkat ve özel yükümlülüğüne aykırı davranarak
bir suçun işlenmesi halidir. Yeni ceza yasamızın 22.
maddesinde düzenlenmiştir. 85. madde de taksirle öldürme
ve 89. madde de taksirle yaralama fiilleri hüküm altına alınmıştır.
Tıbbi müdahale ve operasyonlar açısından 11/04/1928 tarih
ve 1219 sayılı tababet ve şuabatı sanatlarının tarzı
icrasına dair kanun bakanlar kurulunun 13/01/1960 tarihli
kararı ile kabul edilen tıbbi deontoloji nizamnamesi Sağlık
Bakanlığı hasta hakları yönetmeliği Türk Tabipler Birliğinin
47. genel kurulunda 10/11/1998 tarihinde kabul edilen hekimliğin
meslek etiği kurallarında dikkat ve özen yükümlülüğüne
ilişkin kurallar belirlenmiştir.
Taksirli suçta fail suçun kanuni tanımındaki neticeyi öngörmemiştir.
Ancak dikkat ve özen yükümlüğüne aykırı hareket etmemiş
olsaydı bu sonucu ön görebilirdi şeklinde bir yargıya
varmamız halinde kusurunun bulunduğu sonucuna ulaşırız.
Yeni ceza yasasının taksirli suçlar bakımından önemli
bir farklı yanı vardır. Eski yasada bilindiği gibi önce
sekiz esası üzerinden daha sonraları da yüz üzerinden
oranlı kusur belirlenmekte idi. Yeni yasada artık bir ölçüt
belirlenmemiştir. Bundan böyle bilirkişiler raporlarında
kişinin hangi oranda kusurlu olduğunu belirleyemecekleri
gibi kusurlu olup olmadığını dahi belirtmeyeceklerdir.
Yalnızca kişinin dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine
getirip getirmediğini, davranışında hatasının bulunup
bulunmadığını, bir kurala aykırı hareket edip etmediğini,
yapması gerekeni yapıp yapmadığını dile getireceklerdir.
Kusurluğu ve kusurluluğun oranını Yargıç
belirleyecektir.
Ölümle yada yaralanma ile sonuçlanmış bir ameliyatta yapılan
tıbbi müdahalenin tıp bilimi ve tekniği gereklerine uygun
yapılıp yapılmadığının tespiti için bilirkişi
incelemesi yapılması gerektiği doğaldır. Ancak bilirkişi
Hakim'in yerine geçmeyecek ve adeta hüküm vermeyecektir.
Gerçekten de bir taksirli suçta kişinin 7/8 yada 6/8 oranında
kusurlu olduğunun aradaki bu farkı çoğu zaman objektif ve
tatmin edici biçimde belirlemek hemen hemen mümkün değildir.
Bunun yerine daha objektif ve daha adil ölçütler
getirilmelidir. Yasada bir ölçüt öngörülmediğine göre
zaman içinde mahkemelerin uygulamalarında bu ölçütler
ortaya konacak ve muhtemelen Yargıtay'ımızda bu çözümlerden
en uygun ve adil olanını uygulamada birlik adalette eşitlik
açısından içtihadı ile belirleyecektir.
Yeni cezanın eski yasadan önemli bir farkıda temel cezanın
belirlenmesinde cezanın alt sınırının altına inilmeyeceğine
dair kuraldır. Eski yasada kişinin 1/8 oranında kusurlu
olması halinde taksirli ölüm için alt sınır cezanın 2 yıl
hapis olması nedeni ile belirlenen temel ceza 3 ay hapis
cezasına iniyordu. Yasa ilk yayınlandığında taksirli öldürme
için öngörülen hapis cezasının alt sınırı 3 yıldı.
Daha sonra bu cezanın ağır olduğu uyarıları dikkate alınarak
alt sınır 2 yıla indirildi. Üst sınır ise 6 yıl olarak
kaldı. İşte yeni sistemde hakim kusurun ağırlığına göre
ve ayrıca TCK nun 61. maddesine göre diğer cezanın kişiselleştirilmesi
hallerini de göz önünde bulundurarak bir temel ceza
belirleyecek kişi en az kusurlu olsa bile ve cezanın daha ağır
belirlenmesini gerektirir hiçbir olumsuz, suça ve sanığa
ilişkin bir hal olmasa bile, ceza taksirli öldürmede 2 yıl
olarak belirlenecek ve bu alt sınırın altına
inilemeyecektir.
BİLİNÇLİ TAKSİR
Yeni TCK 'da eski yasada olduğu gibi bilinçli taksir
kurumuna yer verilmiştir. Yasanın tanımına göre kişinin
ön gördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin
meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır. Bilinçli
taksirin sonucun öngörülmesi açısından olası kastla
ortak özelliği vardır. Birbirlerine çok yakın kavramlar
olması nedeni ile bazı hukuk sistemlerinde olası kasta yada
bilinçli taksire, yani her ikisinden birine yer verilmiş diğerine
yer verilmemiştir. Ayrıca taksirin bilinçli halinin
olamayacağı önemli eleştirilerin başında gelmektedir.
Ancak özellikle trafik kazalarında ceza adaletinin sağlanması
açısından bilinçli taksirin yasada yer alması istenmiştir.
Örneğin aşırı sarhoş birinin trafik kazasında bir başkasının
ölümüne neden olması şehir içinde kalabalık içinde 100
km. seyir sırasında yaralama yada ölüm meydana gelmesi
hallerinde işlenen suç açısından bilinçli taksirle
sorumluluk gerecektir.
Sağlık mesleği mensuplarının esas olarak bilinçli
taksirle hareket ettiğini düşünmemek gerekmektedir. Çünkü
müdahaleyi yapan hekim ağır bir kusurla hareket edecek
neticeyi öngörecek sonucu öngörmesine rağmen fiili işleyecektir.
Bu sorumsuzlukla hiçbir hekimin hareket etmeyeceğini düşünmek
esas olmalıdır. Ancak elbette istisnalarda olabilir, olacaktır.
Örneğin yaşı nedeni ile belli tahliller yapılarak hastaya
bir iğne vurulması gerekiyor ise bu tahlilleri yaptırmadan
hekim iğneyi yapıyor ve hasta yapılan iğne nedeni ile felç
oluyorsa burada hekimin mesleki bilgisi ve eğitimi nedeni ile
bu iğnenin kişiyi felç edeceğini öngörmesi durumu
bulunduğundan sonucun istenmemesine rağmen sonuç hekim
tarafından öngörülebilir olduğundan bu uygulamayı yapan
hekim bilinçli taksirle nitelikli yaralamadan sorumlu olacaktır.böyle
bir olayda ceza 8 yıldan az olamayacağından ve bilinçli
taksir nedeni ile en az üçte bir oranında cezanın artırılması
gerektiğinden hekimin ağır bir ceza yaptırımı ile karşı
karşıya kalacağı açıktır.
Bilinçli taksir basit taksire oranla daha ağır cezayı
gerektirir. Yasada cezanın üçte birden yarısına kadar artırılacağı
öngörülmüştür.
Önemli bir fark basit taksirli suçtan kişi altı yıl hapis
cezasına çarptırılmış olsa bile bu hapis cezası para
cezasına Hakim'in takdiri ile çevrilebilirken TCK nun 50/4 fıkrası
gereğince bilinçli taksir halinde temel ceza en az iki yıl
sekiz ay olarak belirleneceğinden ve yasal ve takdiri indirim
nedeni ile iki yılın altına inmekte hemen hemen mümkün
olmadığından bu suçtan verilecek ceza paraya çevrilemeyecek
ve ertelenemeyecektir.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki çok önemli bir
farkda bilinçli taksirli yaralama kamu davasını
gerektirmesine rağmen her türlü basit taksirli yaralama
halleri şikayete bağlı tutulmuştur. Yani basit taksirli
yaralama halinde mağdur şikayetçi olmadığı takdirde
hatayı yapan fail cezalandırılmayacak buna karşın suçun
bilinçli taksirle işlenmesi halinde mağdurun şikayetçi
olmamasının cezalandırılma açısından bir önemi
olmayacaktır.Bu nedenle büyük zorluklar içinde yoğun özveri
ile çalışan hekim arkadaşlarımızın ve tüm sağlık
mesleği mensuplarının dikkat ve özen yükümlülüğüne
önemli ölçüde özen göstermeleri gerekmektedir.
TCK nun 85/2 fıkrasında fiilin birden fazla insanın ölümüne
yada bir yada birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir
veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması
halinde failin iki yıldan onbeş yıla kadar cezalandırılacağı
belirtilmektedir. Burada çok yerinde olarak cezanın alt ve
üst sınırları arasındaki makas çok açık tutulmuştur.
Buna göre uyuşturucu alıp yola çıkmış ve 45 kişinin ölümüne
yol açmış bir otobüs şoförüne bilinçli taksirden dolayı
artırım nedeni ile 20 yıl hapis cezası tayin edilebilecek
buna karşın en hafif kusurla bir kişinin ölümüne bir kişinin
de yaralanmasına yol açan kişiye 2 yıl hapis cezası temel
ceza olarak tayin edilebilecektir.
Aynı fişe bağlı beş hastanın bağlı olduğu makinenin
fişini prizden çıkararak beşinin de taksirle ölümüne
neden olan sağlık mensubu TCK un 85/2 maddesi gereğince
yargılanacaktır. Kusurunun ağırlığına ve diğer hallere
göre hakim bu durumda iki yıl ile onbeş yıl arasında bir
temel ceza belirleyecektir. Burada dikkat edilecek nokta
birden fazla kişinin tek bir fiille ölümüne neden olması
durumudur. Eğer birden fazla kişinin ayrı ayrı fiillerle
ölümüne neden olunuyorsa burada her ölen için her suç
birbirinden bağımsız olduğundan her suç için ayrı ceza
tayin edilecek ve cezalar toplanacaktır.
KASTEN
ÖLDÜRME VE YARALAMANIN İHMALİ DAVRANIŞLA İŞLENMESİ
Sağlık mesleği mensubu ve özellikle hekimlerimiz açısından
üzerinde özenle durulması gereken en önemli konu yeni
yasayla getirilen yeni bir hüküm olan yasanın 83.
maddesinde düzenlenen kasten öldürmenin ihmali davranışla
işlenmesi ve 88. maddede düzenlenen kasten yaralamanın
ihmali davranışla işlenmesi suçlarıdır.
İhmal kişiye belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün
yüklendiği hallerde bu yükümlüğe uygun davranılmamasıdır.
Belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı
olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda bir
insan ölmüş olabilir. Örneğin bir sağlık kuruluşunda görev
yapan tabip durumu acil olan hastaya müdahale etmez ve sonuçta
hasta ölür ise hekim 83. maddeden sorumlu tutulacaktır.
83. maddeye göre kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai
davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen
ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için bu neticenin
oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai
davranışa eşdeğer olması gerekir. Buna göre ihmali bir
davranış gösteren kişinin sonucun meydana gelmesinde
sorumlu tutulabilmesi için bu kişinin sonucu önlemek
hususunda hukuken yükümlü olması gerekmektedir. Sonucu önlemek
konusunda hukuken yükümlü kişiye ise doktrinde garantör
adı verilmektedir. 83. madde de garantörlüğün kaynağı
üç tür olarak sayılmıştır.
Buna göre kişinin gösterdiği ihmali davranış ile yaptığı
icrai davranışın birbirlerine eşdeğer kabul edilebilmesi
için ;
1- Kişinin belli bir icraii davranışta bulunmak konusunda
a) Yasala düzenlemeden kaynaklanan
b) Yada sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün
bulunması
2-veya kişinin önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının
hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması
gerekmektedir.
Yasal düzenlemelerden kaynaklanan garantörlüğe örnek
verecek olursak bir aile içindeki yakın ilişkileri olan
kimseler birbirlerini tehdit eden vücuda sağlığa ve hayata
yönelik tehlikeleri önlemekle yükümlü olduklarından Türk
Medeni Kanunun 322,324,364, 185,327.,339,346,368 ve 369.
maddeleri göz önüne alınarak ebeveynlerin çocuklara çocuklarında
ebeveynlere karşı garantör oldukları TMK un 185. maddesi
ve 195. maddesi hükümleri dikkate alınarak eşlerin
birbirlerine karşı garantör oldukları yine ebeveynlerin
evlatlık üzerinde, yine vasilerinde vesayet altındaki çocukların
üzerinde garantör oldukları bunun yanında Polis Vazife ve
Selahiyet Kanunu ile polise halkın can mal ve ırz güvenliği
emanet edildiğinden polisin ülkede yaşanan her insan üzerinde
yine bir gardiyanında ceza evindeki tutuklular üzerinde
yasal düzenlemelerden dolayı garantör oldukları açıktır.
Sözleşmeden kaynaklanan garantörlükte ise açık bir sözleşme
aramak yerine gönüllü bir üstlenmenin bulunmasını
yeterli görmek gerekmektedir. Bu tür garantörlüğe tipik
örnek; bir çocuk bakıcısının baktığı çocuğa göz
kulak olmayı onu her tehlikeden korumayı kabul etmiş olması
durumudur. Yine bunun yanında yüzme öğretmeni cankurtaran,
itfaiye eri, dağ rehberi, korumalar ve hemşirelerinde sözleşmeden
kaynaklanan garantör oldukları kabul edilmektedir.
Hekimler açısından ise yasal yükümlülük gereği
hastalara bakmakla yükümlü oldukları haller için yasal düzenlemeden
kaynaklanan garantörlük hali mevcuttur. Bunun dışında ise
hususi hastaneler kanunun 32. maddesi ve tıbbı deontoloji tüzüğünün
18. maddesi gereğince hekimlerin bir hastanın bakımını üstlenmesi
dolayısıyla garantörlüğünün kaynağının gönüllü üstlenmeden
kaynaklandığını söylemek mümkün olacaktır.
Yasanın 83/2 (b) bendinde düzenlenen öngelen tehlikeli
eylemden kaynaklanan garantörlük türünde kişinin önceden
gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile
ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturmasından
kaynaklanabilecek zararın meydana gelmesini önleme yükümlülüğünden
doğan garantörlük söz konusu edilmiştir. Örneğin bir
otomobil sürücüsü dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak birine
çarpmış ve yardım etmeden olay yerinden kaçmış kişi
yaralanmış ve bunun sonunda ölmüş ise fail 83. maddeden
sorumlu olacaktır. Bunun gibi hastanede yatmakta olan bir
hastanın ölüme neden olacak biçimde rahatsızlanması
halinde nöbet yerini terk edip zamanında müdahale etmeyen
hekimin bu eylemi nedeni ile hastanın ölmesi halinde hekimin
83. madde gereğince sorumluluğu yoluna gidilecektir.
Olası kast ile kasten öldürme yada yaralamanın ihmali
davranışla işlenmesi aynı kavramlar değildir. Olası
kastta kişi sonucu öngörmesine rağmen fili işleyecek
ihmali davranışla öldürme yaralama suçunda ise kişi yükümlü
olduğu belli bir davranışı gerçekleştirmeyerek sonuca
sebebiyet verecektir.
Ayrıca bu suçlara öngörülen cezalar arasında da fark
vardır. Yine ihmal sureti ile öldürme yada yaralama suçlarından
yargıç şartları varsa örneğin, çok ağır bir ihmal ve
umursamazlık ile infial uyandıracak nitelikte bu suçun işlenmesi
halinde cezadan indirimde yapmayabilecektir.
Kasten öldürme suçu gibi yasal tanımında belli bir fiilin
icrasının yanı sıra bir sonucunda unsur olarak yer verilmiş
olan suçlarda söz konusu sonuç ihmali bir davranışla da
gerçekleştirilebilir. Bu itibarla bir sağlık kuruluşunda
görev yapan tabibin durumu acil olan hastaya müdahale
etmemesi sonucunda hastanın ölmesi halinde ihmali davranışla
öldürme suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Ancak
ihmali davranışla öldürme suçu kasten işlenebileceği
gibi taksirle de işlenebilir. Belli yönde icrai davranışta
bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi bu yükümlülüğün
gereği olan icrai davranışta bulunmaması sonucunda bir
insanın ölebileceğini öngörmüş ise olası kastla işlenmiş
olan öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna
karşılık belli bir yönde icrai davranışta bulunma yükümlüğü
altında bulunan kişi bu yükümlülüğe aykırı davrandığının
bilincinde olduğu halde bunun sonucunda bir insanın ölebileceğini
objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak ön görmemiş
ise taksirle işlenmiş öldürme suçundan dolayı sorumlu
tutulmak gerekir.
İNSAN ÜZERİNDE DENEY (MADDE-90)
Bu hüküm ceza yasamızda yeni hükümlerden biridir. Ve
yasanın 90. maddesinde düzenlenmiştir.
TC. Anayasasının 17/2 maddesinde tıbbi zorunluluklar ve
kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne
dokunulamayacağı rızası olmadan bilimsel ve tıbbi
deneylere tabi tutulamayacağı belirtilmektedir. Bunun yanında
2003 yılında Türkiye tarafından onaylanan insan hakları
biyotıp Avrupa sözleşmesinin 4. maddesine göre araştırma
dahil sağlık alanında her hangi bir müdahalenin ilgili
mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması
gerektiği hükmü yer almaktadır.
90. maddeye göre insan üzerinde bilimsel deney ve deneme
yapan kişi cezalandırılacaktır. Gerekçede belirtildiği
gibi deney terimi bilimsel çalışmanın ilk aşamalarına yönelik
olarak kullanılmış, deneme ise bilimsel amaçlı deney sonuçlarının
henüz bir kesinliğine varmasa da hastalığın tedavisi
konusunda ulaştığı somut bazı faydalardan yola çıkarak
hasta bir insana uygulanması işlemi olarak yorumlanmıştır.
On sekiz yaşından büyük insanlar üzerinde deney aşağıdaki
koşullar altında yapılması halinde cezalandırılmayacaktır.
1-Yetkili kurul yada makamlardan izin alınması,
2-Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında veya
yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,
3-İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan
deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin varılması
istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde
de yapılmasını gerekli kılması.
4-Deneyin insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı
ve kalıcı bir etki bırakmaması.
5- Deney sırasında kişiye insan onuru ile bağdaşmayacak
ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması.
6- Deneyle varılmak istenen amacın bunun kişiye yüklediği
külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre
daha ağır basması,
7- Kişinin deneyin niteliği ve sonuçları hakkında yeterli
şekilde bilgilendirilmesi.
8- İlgili kişinin bilgilendirmeden sonra yazılı rızasının
alınmış olması.
9- İlgilinin rızasının her hangi bir menfaat teminine bağlı
bulunmaması.
Yasanın ilk yayınlanmış halinde çocuklar üzerinde hiçbir
surette bilimsel deney yapılamayacağı hükmü yer almakta
idi. Ancak eleştiriler ve konunun önemi karşısında 31
Mart 2005 değişikliği ile çocuklar üzerinde de bilimsel
deneyin belli koşullarla yapılabileceği kabul edildi. Buna
göre 18 yaşını bitirmeyen bir çocuk üzerinde deney yapılabilmesinde
ceza sorumluğunun gerekmemesi için 2. fıkrada aranan koşulların
yanı sıra:
1-Yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin
varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların çocuklar
üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
2-Rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun kendi rızasının
yanı sıra ana ve babasının veya vasisinin yazılı
muvafakatınında alınması,
3-Deneyle ilgili izin verecek yetkili kurullarda çocuk sağlığı
ve hastalıkları
uzmanının bulunması koşuluyla çocuklar üzerinde de
bilimsel deney yapılabileceği kabul edilmiştir
DENEMENİN CEZALANDIRILMAMASI KOŞULLARI
1-Deneme yapılacak kişinin hasta olması.
2-Bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanmasının
sonuç vermeyeceğinin anlaşılması.
3-Hastanın rızasının yazılı olarak alınması.
4-Hastanın denemenin niteliği ve sonuçları hakkında
yeterli oranda bilgilendirilmesi.
5-Denemenin bilimsel yöntemlere uygun yapılması.
6-Denemenin tedavi amaçlı yapılması,
7-Tedavinin uzman hekim tarafından yapılması.
8-Tedavinin bir hastane ortamında yapılması.
ORGAN VEYA DOKU TİCARETİ
(MADDE-91)
Yine yeni yasamızda yeni bir suç tipi ile karşı karşıyayız.
Hukuk sistemimiz içinde 1979 tarihli 2238 sayılı organ ve
doku alınması saklanması aşılanması ve nakli hakkında
kanununda yapılan düzenleme dışında daha önce ceza
hukukumuz içinde yer alan bir düzenleme yoktu. Bu kanun 15.
maddesinde yasaya aykırı olarak organ ve doku alan ve
saklayan ve nakledenlerle bunların alım ve satımı yapanların
alım ve satımına aracılık edenlerin ve bu işin
komisyonculuğunu yapanların 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ve
para cezası ile cezalandırılacağın öngörmekte idi. Yeni
yasanın 91. maddesinde düzenlenen organ ve doku ticareti suçu
da rızaya dayalı olmaksızın organ alan kişinin 5 yıldan
9 yıla kadar, suçun konusunun doku olması halinde ise 2 yıldan
5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağını öngörmektedir.
Bu durumda aynı konuda düzenleme yapan iki yasa mevcuttur.
Ceza kanununda sonradan yürürlüğe girdiğinden ve daha
yeni olduğundan bu suçların işlenmesi halinde yeni yasanın
91. maddesi uygulanacaktır.
On sekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden
rızası ile de olsa organ ve doku alınması durumunda 2238
sayılı yasanın 15. maddesi uygulanacaktır. Yine ölüden
organ veya dokunun 2238 sayılı yasanın 11 ila 14.
maddelerinde belirtilmiş buluna koşullara aykırı olarak alınması
durumunda da TCK nun 91. maddesinin 2. fıkrası söz konusu
olacaktır.
Organ satın alan satan satılmasına aracılık eden kişilerde
3. fıkra gereğince cezalandırılacaktır. 92. maddede özel
bir zaruret hali düzenlenmiştir. Organ ve dokularını satan
kimse hakkında içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar
göz önünde bulundurularak örneğin büyük bir fukaralık
nedeni ile yada çocuğunu ameliyat ettirebilmek amacı ile
organını satması durumunda Hakim'in olayın özelliğine göre
takdiri ile ya cezasından indirim yapılabilecek yada hiç
ceza verilemeyebilecektir.
4, fıkra gereğince zorla organ veya doku alınması ve
bunların satın alınması satılması fiillerine aracılık
suçlarının örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi
halinde ceza artırılacaktır.
2238 sayılı yasanın gereklerine aykırı olarak elde edilmiş
bulunan organ veya dokuyu saklayan nakleden veya aşılayan kişinin
de cezalandırılacağı da 5. fıkrada öngörülmüştür.
Yine 6. fıkrada organ ve doku teminine yönelik olarak ve
belli bir çıkar karşılığında ilan veya reklam veren
veya yayınlayan kişinin de cezalandırılacağı
belirtilmektedir.
7. fıkrada bu suçları tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde
işlenmesi halinde tüzel kişi hakkında tüzel kişilere özgü
güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı belirtilmektedir. Tüzel
kişilere ilişkin güvenlik tedbirleri yasanın 60.
maddesinde düzenlenmiştir. Hakim bu madde gereğince tüzel
kişinin iznini iptaline, müsadere hükümlerinin uygulanmasına
karar verebilecektir. Örneğin organ ve doku ticareti yapan
bir hastanenin faaliyet izninin iptaline karar
verilebilecektir.
8. fıkrada hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın
organ veya doku alınması işlemi sonunda mağdurun ölmesi
halinde kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin
uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre böylesine bir
eylem sonucu kişi ölmüşse böyle bir suç tasarlanarak işlenebileceğinden
bu suçu işleyenler 82. maddenin a bendi yada eziyet çektirerek
Suçu işlemeleri halinde b bendi yada suç çocuğa karşı işlenmişse
e bendi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
ile cezalandırılacaklardır.
93. madde de organ veya dokularını satan kişinin resmi
makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu ihbar
ederek suçluların yakalanmasını kolaylaştırılması
halinde cezalandırılmayacağı , suç haber alındıktan
sonra kişinin gönüllü olarak suçluların yakalanmasına
yardım etmesi halinde cezasının indirileceği hükmü yer
almakta bu hükümle bir nebze olsun suçun ortaya çıkmasını
sağlamak amacıyla organını satan kişiye ceza indirimi sağlanması
yoluna gidilmiştir.
YARDIM
VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜĞÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİ (MADDE-98)
Hekimlerimizle doğrudan ilgili bir hüküm olmamasına rağmen
dolaylı olarak ilgili ve eski ceza yasamızın 476.
maddesinde karşılığı olan bir suç tipi 98. maddede düzenlenmiştir.
Buna göre yaşı hastalığa veya yaralanması dolayısıyla
yada başka her hangi bir nedenle kendini idare edemeyecek
durumda olan kimseye hal ve koşulların el verdiği ölçüde
yardım etmeyen yada durumu derhal ilgili makamlara
bildirmeyen kişi cezalandırılacaktır. Yardımın yapılmaması
halinde kişinin ölmesi hali de nitelikli hal sayılmış ve
ceza artırılmıştır.
Tatilde olan bir hekim ıssız bir yerde hastalanan bir kişiyle
yüz yüze geldiğinde aldığı eğitim ve mesleği nedeni
ile mesleki ahlak kuralları bir yana bu hüküm nedeni ile
daha özenli ve duyarlı davranmak zorundadır. Hekim bu
durumda yaralı kişiye hiç yardım etmez yada durumu önemsemeyerek
yalnızca bir taksi yada ambulans çağırmak için telefon
eder ise büyük bir olasılıkla cezanın yukarı haddi ile
cezalandırılacaktır. Çünkü hekim olmayan bir kişi yalnızca
bir telefonla bu yükümlülükten kurtulabilir. Ancak hekim
yaralıya bir müdahale gerekiyor ise ve o anda hal ve şartlara
göre yapılması gerekeni yaptıktan sonra sorumluluktan
kurtulabilecektir. Burada hekimin mesleği daha aktif bir rol
oynamasını gerektirmektedir.
ÇOCUK DÜŞÜRTME, DÜŞÜRME
VE KISIRLAŞTIRMA
ÇOCUK DÜŞÜRTME (99. MADDE)
Birinci fıkrada rızası olmadan bir kadının çocuğunu
düşürtme suçu düzenlenmiştir. Bu suç Hekimler açısından
karşımıza yoğun çıkacak bir suç tipi değildir. İkinci
fıkrada ise rızası olsada gebelik süresi 10 haftadan fazla
olan bir kadının çocuğunu düşürtmenin cezalandırılacağı
belirtilmektedir. Burada önemli unsur çocuğun düşürülmesinde
tıbbi bir zorunluluk halinin bulunmamasıdır, eğer böyle
bir zorunluluk varsa fiil suç oluşturmayacaktır. Örneğin
çocuğun sağlıksız doğacağı anlaşılmış, belgelenmiş
ve gerekli yasal işlemler yerine getirilmiş ise çocuğu düşürtmek
suç oluşturmayacaktır. Somut olayda tıbbi zorunluluğun
bulunup bulunmadığı tıp biliminin verilerine göre
belirlenecektir.
Burada dikkat edilecek bir başka önemli nokta rızanın yalnız
kadın tarafından verilebileceğidir. Kadının rızası
yoksa onun yerine eşinin yada bir başka yakının rıza göstermesi
suçu ortadan kaldırmayacaktır. Ancak kadın bilinci açık
değil ve ölümcül bir halde ise yaşaması için çocuğun
düşürtülmesi gerekiyorsa bu durumda Hekim her hangi bir
kimseden rıza aramayacak çocuğu düşürterek kadının yaşamasını
sağlamaya çalışacaktır. Çünkü burada 25. maddenin 2. fıkrası
gereğince kadının yaşaması açısından bir zorunluluk
hali mevcuttur.
3. fıkrada rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürtenin
4. fıkrada da tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde rızaya
dayalı olsa bile gebelik süresi 10 haftadan fazla bir kadının
çocuğunu düşürtmenin kadının beden ve ruh sağlığı
bakımından bir zarara uğramasına neden olması durumunda
ve bu fiilin kadının ölümüne neden olması halinde ağırlaştırılmış
ceza uygulanacağı belirtilmektedir. Buradaki önemli
unsurlar fiil sonucunda örneğin kadının çocuk doğurma
yeteneğini kaybetmesi gibi bedenen bir zarar yada bu işlem
sonucunda çektiği acı ve ızdırap nedeni ile ve vicdani
muhasebe nedeni ile psikolojisinin ağır biçimde bozularak
ruh sağlığının bozulması gibi hallerdir.Burada Hekimin
kadının rızası olmadan yada rızası halinde bu suça
ortak olması ve iştirak etmesi nedeni ile meydana gelen ağır
zarardan sorumlu tutulması öngörülmüştür.
5. fıkrada rızaya dayalı olsa bile gebelik süresi 10
haftayı doldurmamış bir kadının çocuğunun yetkili
olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi suç olarak tanımlanmıştır.
Burada yetkili kişiden kadın doğum uzmanını anlamak
gerekir. Çocuk düşürtme eylemi yetkili olmayan kişi tarafından
işlenirse temel cezalar yarı oranda artırılacaktır. Buda
önüne gelen herkesin yetkili olmadığı konuda böylesine
ciddi ve ağır zararlar ortaya çıkarıbilecek
operasyonlardan uzak durmasını sağlamaya yönelik bir ağırlaştırıcı
nedendir.
Madenin son fıkrasında kadının mağduru olduğu bir suç
sonucu gebe kalması halinde örneğin, kadının cinsel saldırı
sonucunda gebe kalması durumunda gebeliğin süresi 20
haftadan fazla değilse ve kadının rızası olmak kaydıyla
çocuğu düşürtene ceza verilmeyeceği hükmü düzenlenmiştir.
Ancak bu cezasızlığın sağlanabilmesi için gebeliği yine
uzman hekimler tarafından ve hastane ortamında sona
erdirilmesi gerekmektedir.Bir başka deyişle uzman olmayan
hekim yada hastane ortamı dışında bu fiilin işlenmesi
halinde yine suç oluşacaktır.
TCK nun 100. maddesinde gebelik süresi 10 haftadan fazla olan
kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde de kadının
da cezalandırılacağı düzenlenmiştir.
KISIRLAŞTIRMA (101. MADDE)
Bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran
kimsenin cezalandırılacağı 101. maddenin 1. fıkrasında düzenlenmiştir.
Yine kısırlaştırma işlemi yetkisi olmayan bir kimse tarafından
yapılırsa cezanın artırılacağı belirtilmektedir.
2. fıkrada ise kişinin rızasının olması halinde kısırlaştırma
fiilinin yetkili olmayan kişi tarafından işlenmesi hali suç
olarak tanımlanmıştır. Bu düzenleyeme göre rızaya dayalı
kısırlaştırma yetkili hekim tarafından yapıldığında
suç oluşmayacaktır. Yine burada yetkili kişiden uzman
tabibi anlamak gerekir.
Kısırlaştırma işleminin kişinin ölümüne veya bedensel
bir zarara neden olması halinde TCK nun 23. maddesi gereğince
failin netice sebebi ile ağırlaştırılmış suçlara ilişkin
hükümler çerçevesinde sorumluluğuna gidilecektir.
Örneğin rızası olmadan yada rıza olsa bile kısırlaştırma
fiilinin yetkili olmayan kişi tarafından yapılması halinde
kişi ölmüşse fail taksirli insan öldürmeden yargılanacaktır.
Başka bir sağlık sorunu nedeni ile bir ameliyat sırasında
hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak kişinin
kısırlaşmasına yol açacak bir hata yaptığı takdirde
hekim kastı olmadığı için kısırlaştırma suçundan değil
taksirle yaralama suçundan sorumlu olacaktır.
İRTİKAP (MADDE-250)
Yeni ceza kanunun 250. maddesinde düzenlenen irtikap suçu
kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye
kullanmak sureti ile kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına
veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi zorlama suçudur.
2. fıkrada da ikna sureti ile irtikap suçu düzenlenmiştir.
Zaman zaman gazetelerde gözümüze çarpan bıçak parası ve
buna ilişkin cezalandırma haberleri bu suçla ilişkilidir.
Ameliyat olması gereken hastasından bu ameliyatı yapmak üzere
açıktan para isteyen hekimin suçu irtikap suçudur. Ve suça
yasada son derece ağır yaptırım öngörülmüştür.
Burada kamu görevlisi hekim görevinin sağladığı nüfuzu
kötüye kullanmakta kendisine bir yarar sağlamakta ve bunun
içinde hastanın zor durumundan yararlanmakta ve onu
kendisine yarar sağlaması konusunda zorlamaktadır.
GÖREVİ KÖTÜYE
KULLANMA-GÖREVİ İHMAL (MADDE-257)
Yeni ceza yasasının 257. maddesinde eski yasadan farklı
olarak görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçları
tek bir madde altında toplanmıştır. Görevinin gereklerine
aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine yada kamunun
zararına neden olan yada kişilere haksız bir kazanç sağlayan
kamu görevlisi görevi kötüye kullanma suçu ile cezalandırılacaktır.
Görevinin gereğini yapmakta ihmal ve gecikme göstererek
yukarıda belirtilen zararlara neden olan kamu görevlisi ise
görevi ihmal suçu ile cezalandırılacaktır.
3. fıkrada irtikap suçunun oluşmaması durumunda görevinin
gereğine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden
kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisinin
görevi kötüye kullanma suçu hükümlerince cezalandırılacağı
belirtilmiştir. Örneğin hastaneye gelen hastasını kendi
muayenehanesine gelmesi gerektiğini hissettirecek nitelikte
ancak zorlayıcı nitelikte olmayan davranışlarda bulunan
hekim 257. maddenin 3. fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.
Ancak hekim yada bu konuda hileli davranışlar kullanmış
ise örneğin, hastanedeki cihazların eski olup kendisini
iyileştirmeyeceğini ancak kendi muayenehanesindeki cihazların
bir teknoloji harikası olduğunu ve kişinin ancak bu
cihazlar sayesinde hastalığının teşhis edilip tedavi
edilebileceği gibi gerçeğe aykırı hileli davranışlarda
bulunmuş ise 257. maddenin 2. fıkrasında belirtildiği şekilde
irtikap suçu ile yargılanacaktır.
GÖREVE
İLİŞKİN SIRRIN AÇIKLANMASI (MADDE-258)
Kamu görevi nedeni ile kendisine verilen ve aynı nedenle
bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri kararları
ve emirleri açıklayan, yayınlayan ve başkalarının bilgi
edinmesini kolaylaştıran kamu görevlisi 258. madde gereğince
cezalandırılacaktır. Bu fiilin kamu görevi sıfatı sona
erdikten sonra işlenmesi halinde aynı cezaya hükmedilecektir.
Bir kamu görevlisi olan sağlık mesleği mensubu da bu madde
gereğince göreve ilişkin sırrı açıklayamayacaktır.
SAĞLIK
MESLEĞİ MENSUPLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ
(MADDE-279-280)
Yasanın 279. maddesinde kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı
gerektiren bir suçun işlendiğini görevi ile bağlantılı
olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı
ihmal eden ve bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin
cezalandırılacağı belirtilmektedir. Kamu görevlisi sıfatını
taşıyan sağlık mesleği mensupları bu suçu işlemeleri
halinde 279. madde ile yargılanacaklardır. Bu suçun oluşabilmesi
için bildirim konusu suçun kamu görevlisinin yürüttüğü
görevle bağlantılı olması gerekir. Örneğin bir kamu
hastanesinde görev yapan hekime silahla vurulmuş bir kişi
geldiğinde hekimin, zabıtanın bu durumdan haberi olmadığını
bilmesi halinde ihbar yükümlülüğü vardır.
Diğer yandan 280. madde de görevini yaptığı sırada bir
suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına
rağmen durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta
gecikme gösteren sağlık mensubunun cezalandırılacağı
belirtilmektedir. Kamu görevlisi sıfatı taşımayan diş
tabibi, eczacı, ebe, hemşire, laborant gibi tüm sağlık
mesleği mensupları 280. maddedeki suçun faili olabilirler.
Zaman zaman toplantılarda hekimleri suçu bildirmeye yasal
olarak zorlamanın tıp etiği ile bağdaşmadığı düşünceleri
ileri sürülmektedir. Aynı şekilde zorla muayenenin de tıp
etiği ile bağdaşmadığı, zorla muayenenin yapılamayacağı
dile getirilmektedir.
İnsanın doğuştan yüreğinde var olan en güçlü duygu
adalet duygusudur. Bunun içindir ki bütün uygar toplumlar
sistemlerini adalet temeli üzerine kurmaya çalışmışlar bütün
dinlerde söylemlerini adalet düşüncesine dayandırmışlardır.
Adalet evrenin ruhudur. Kutup yıldızı gibi yerinde durur ve
geri kalan her şey onun etrafında döner. Adaletin dayandığı
temel ise insan ve eşitliktir, yani insan temel hak ve özgürlükleridir.
Toplum içinde yaşana insanın ekmek ve su kadar adalete
ihtiyacı vardır. Adaletin sağlanamadığı toplumda insan
onuru, barış, huzur ve mutluluktan söz edilemez. Bir suç işleyerek
bir başkasının vücut bütünlüğüne, canına ve hakkına
saldıran kişi toplumun huzur ve mutluğunun sağlanması açısından
bütün toplumun hakkını koruyan mahkeme önünde hesap
vermelidir. 12 yaşında bir kız çocuğu yada yaşı büyük
bir kadın cinsel saldırıya uğramış gerek utancı gerekse
failden duyduğu korku nedeni ile yada küçük yaştaki çocuk
birlikte kaçtığı ve cinsel ilişkide bulunduğu adamı
cezadan kurtarmak amacı ile muayeneye rıza göstermiyor ise
Hakim kararı ile gerektiği takdirde mağdur zorla muayene
edilmelidir. Mağdurun böyle bir istekle bir suç işleyen
sanığı cezasız bırakma hakkı yoktur. Bunun gibi bir
insan öldüren yada bir insana tecavüz eden kişi mağdur
tarafından yaralanmış ve bir sağlık mesleği mensubuna
tedavi için gelmişse sağlık mesleği mensubunun bir suç işlendiğini
fark etmesine rağmen bunu yetkili makamlara bildirmeyerek bu
kişinin cezasız kalmasını sağlama ve olayı örtbas etme
hakkı yoktur. Adaletin yerine getirilmesi ve kamu düzeninin
sağlanması toplumda yaşayan herkesin birinci ödevi olmalıdır.
Bunun içindirki yasanın 278. maddesinde ihbar yükümlülüğü
ülkede yaşayan herkes içinde öngörülmüştür. Çünkü
uygar bir ülkeyi yöneten yasalar olmalıdır, sağlıklı
iyi çalışan bir kamu düzeni ancak yasaların yerli yerince
eşit, adil, sürekli ve mümkün olduğunca istisnasız biçimde
uygulanması ile mümkündür. Bir ülkede uygarlığın önemli
ölçütlerinden biri o ülkede yaşayan kişilerin yasalara
saygısı ve yasaların yaşayabilir ve uygulanabilir niteliğidir.
Bunun içindir ki uygar toplumlarda kırmızı ışık kuralını
ihlal eden kişiyi onlarca kişi yetkili yere tereddüt
etmeden ihbar eder. Çünkü bilirki bugün yaptırımsız
kalacak küçük bir suç yarın büyük suçların doğmasına
neden olacaktır. Yaralanan saldırgan ihbar korkusu ile bir
sağlık mensubuna gitmeyecekse bu saldırganın kendi tercihi
olacaktır. Hiçbir meslek etiğinin adalet kavramının önüne
geçmesi ve adaleti ortadan kaldıracak suçu cezasız bırakacak
şekilde yorumlanması mümkün değildir.
SORUŞTURMANIN
GİZLİLİĞİNİ İHLAL ( MADDE-285)
Bizim hukukumuzda hazırlık soruşturması gizlidir. Hazırlık
soruşturması aşamasına rapor vererek yada bilirkişi
olarak katılacak hekimler yaptıkları iş nedeni ile öğrendikleri
bilgileri aleni hale getirmeyecekler ve başkalarına açıklamayacaklardır.
Yasa soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişinin 1 yıldan
3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağın öngörmüştür.
Bu ihlal basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza yarı oranında
artırılacaktır.
Örneğin hekim bir adli olayla ilgili mağdur yada sanık
hakkında yada bilirkişi olarak bir rapor vermiş ise bu
raporun içeriğini açıklamayacak ve soruşturmanın gizliliğini
ihlal etmeyecektir.
GENİTAL MUAYENE (MADDE-287)
287. madde de yetkili Hakim ve Savcı kararı olmaksızın
kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan
failin cezalandırılacağı belirtilmektedir. AİHM önünde
ihlal kararı aldığımız konulardan biride budur.
Polislerin kendiliğinden bir kadını genital muayeneye götürmeleri
ve hekimin de bu muayeneyi yapması sonucunda Strasburg
mahkemesi sözleşmenin ihlal edildiğini bildirmiştir. CMK
nun şüpheli veya sanığın beden muayenesi düzenleyen 75.
maddesi ve mağdurun beden muayenesi düzenleyen 76. maddesine
göre muayene için mutlaka yetkili Hakim veya Savcı kararı
gerekmektedir. Hekim bu kararı görmeden muayene yapmamalıdır.
Ancak maddenin 2. fıkrasında belirtildiği şekilde bulaşıcı
hastalıklar nedeni ile kamu sağlığını korumak amacıyla
kanun ve tüzüklere uygun olarak yapılan muayeneler açısından
bu hüküm uygulanmayacaktır.
GÜVENLİK TEDBİRLERİ (MADDE-53)
TCK nun 53. maddesinde kişinin kasten işlemiş olduğu suçtan
dolayı hapis cezasına çarptırılması halinde süreli veya
geçici olarak bir kamu görevinin üstlenilmesinde devlete
ait bütün memuriyet ve hizmetlerde çalıştırılmaktan
siyasi hakları kullanmakla velayet ve vesayet ve kayyımlık
yapma hakkından, vakıf dernek gibi tüzel kişiliklerin yöneticisi
ve bakıcısı olmaktan bir kamu kurumu veya kamu kurumu
niteliğinde meslek kuruluşunun iznine tabi bir mesleği
kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir
olarak icra etmekten yoksun bırakılacağı belirtilmektedir.
Kişi işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu
hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları
kullanamayacaktır. Bir yıla kadar hapis cezası alan kişi
hakkında bu cezası ertelenmiş ise bu hükümler
uygulanmayacaktır. İki yıla kadar hapis cezası ertelenmiş
kişinin mesleğini icra etmesini hakim takdir ederek
yasaklayabilecektir yada bu yasağı uygulamayabilecektir.
Meslek ve sanatın yada trafik düzeninin gerektirdiği dikkat
ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen
taksirli suçtan ise yargıcın takdiri ile 3 aydan az ve 3 yıldan
fazla olmamak üzere meslek ve sanatın icrası
yasaklanabilecek yada sürücü belgesi geri alınabilecektir.
Buna göre bir hekim irtikap, görevi kötüye kullanma ihmali
davranışla kasten insan öldürme yada yaralama gibi suçlardan
mahkum olmuş ise cezanın 2 yıl hapisten fazla olması
halinde Yargıç hekimi sürekli yada süreli olarak kamu görevi
üstlenmesinden hekimlik mesleğinin serbest meslek erbabı
olarak hapis cezasının infazının tamamlanmasına kadar
yapabilmesinden yasa hükmü gereğince yoksun bırakacaktır.
Burada hakimin takdir hakkı yoktur.
Ancak hekim 1 yıl ve daha az hapis cezasına mahkum olmuş
ise ve hakim cezayı ertelemiş ise hekim mesleğini sürdürebilecektir.
1 yıl ve 2 yıl arasında hapis cezasına mahkum olmuş ise
bu durumda güvenlik tedbiri uygulanması gerekip gerekmediğini
hakim takdir edecektir.
Taksirli suçlarda ise hükmün kesinleşmesinden sonra ve
cezanın infazının bitimin ardından ceza süresi ne olursa
olsun yargıç 3 ay ile 3 yıl arasında mesleğin yapılmaması
yönünde tedbir kararı verebilecektir. Yada bu tedbiri
uygulamaya gerek görmeyebilecektir.
Zaman zaman hekim arkadaşlarımız meslekten men yetkisinin
TTB yerine hakime verilmesini ve kendilerinin şoförlerle bir
tutulmasını eleştirmektedirler.
Tüm uygar toplumlarda olduğu ve AİHM kararlarında
belirtildiği gibi tüm toplumun ve bireylerin hakkının
korunması konusunda en büyük güvence yasalar ve bu yasaların
uygulanmasını ve hakların korunmasını sağlayan yargı
sistemidir.
Öyle ki AİHM yargıçlar sanık hakkında basında çıkan
haberleri yasaklama basının ne şekilde haber yapacağını
belirleme, sanığın işkence görüp görmediğini gözlemleme
ve verilen yargı kararının yerine getirilip getirilmediğini
denetleme gibi aktif görevleri dahi yüklemektedir. Bir hukuk
devletinde insan temel hak ve özgürlüklerini koruyacak bağımsız
bir yargı teşkilatı yoksu bu hak ve özgürlüklerin
yasalarda yer almasının hiçbir anlam ve önemi yoktur. Bu yüzden
AİHM'ce, AİHS 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının
bütün sistemin temeli ve olmazsa olmazı olduğu vurgulanmıştır.
Yine bir hukuk devletinde idarenin her türlü işlem ve
eylemi için yargı yolu açık olmalıdır. Mahkemeler günümüzde
evlilik içinde görevini yerine getirmeyen eş hakkında sınırsız
tedbir kararı verebildikleri gibi çocuğun adının konması
konusunda anlaşamayan eşlerin bulunması halinde doğan çocuğa
dahi ad koyabilmektedirler. Dolayısıyla bir meslek
mensubunun mesleğini yerine getirip getiremeyeceğine karar
verebilmesi yalnızca o meslek kuruluşuna bırakılırsa
zaman içinde çok başka sakıncalar ortaya çıkabilir.
Bunun yanında meslek kuruluşu mensubunun mesleğini yapmamasına
ilişkin karar vermişse ilgilinin bu karara karşı başvurabileceği
yol yine yargı yoludur.Kaldı ki meslek mensubu mesleğini
yerine getirirken dikkatsiz ve özensiz davranarak bir başkasının
yaralanmasına, ölmesine neden olmuş yada kasıtlı bir suçla
bütün bir toplumun zararına yada bir mağdura karşı bir
suç işlemiştir. Suç mesleki faaliyet nedeni ile işlendiğinden
suçun ağırlığına göre mesleğini yerine getirmesinin süreli
yada süresiz olarak yasaklanması toplumun bütününün
yararı için yapılan bir işlem olduğu gibi aynı zamanda süreli
yasaklama faile bir ihtar niteliğini taşımaktadır.
Diğer yandan bu düzenleme yalnızca hekimleri ilgilendiren
bir düzenleme de değildir. Hekimler gibi avukatlar,
muhasebeciler ve benzeri tüm meslek mensupları da bu hüküm
kapsamındadır.Diğer yandan tüm kamu görevlileri içinde işin
kaybedilmesi gibi sonuçlarda vardır. Tüm etik kuralları
bir yana bırakıp sokaktan çocuk kaçırıp organlarını
alan bir örgüt için çalışan bir hekim elbette süresiz
bu mesleği yapmaktan yasaklanmalı ve en ağır biçimde de
cezalandırılmalıdır. Diğer yandan çok hafif bir kusurla
yaralanmaya neden olan hekim hakkında ise büyük bir olasılıkla
bu tedbir uygulanmayabilecektir.
CMK'DA SAĞLIK MESLEĞİ
MENSUPLARI İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
ŞÜPHELİ
VEYA SANIĞIN BEDEN MUAYENESİ VE VÜCUDUNDAN ÖRNEK
ALINMASI (MADDE-75)
Bir suça ilişkin delil elde etmek için şüpheli veya
sanığın bedeninin tıbbi muayenesine yada vücudundan kan
ve cinsel salgı gibi örnekler alınmasına ancak Hakim veya
mahkeme karar verebilir. Saç, tükrük ve tırnak gibi örnekler
alınabilmesine ise Cumhuriyet Savcısıda karar verebilir.
Cumhuriyet Savcısının bu kararını 24 saat içinde Hakim
veya mahkemenin onayına sunulur. Hakim kararı onaylamazsa
karar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılmaz.
Burada dikkat edilecek en önemli unsur muayene veya örnek
almak için müdahalenin kişinin sağlığına zarar verme
tehlikesinin bulunmaması gerekir.
Dolayısıyla hekimler şüpheli ve sanık açısından öncelikle
saç, tükrük ve tırnak gibi vücuttan dış örnekler alınmasında
Cumhuriyet Savcısı kararını kan , cinsel salgı, bedenini
tıbbi muayenesi gibi durumlarda da Hakim kararı görmeli
daha sonra bu işlemlerin kişinin sağlığına zarar verme
tehlikesinin bulunması halinde işlemi yapmayarak durumu
ilgili makama bildirmesi gerekir. Yasanın 3. fıkrası gereğince
üst sınırı 2 yıldan daha az cezayı gerektiren suçlarda
kişi üzerinde beden muayenesi yapılamaz. Ve kişiden kan,
saç, tükrük, tırnak, cinsel salgı gibi örnekler alınamaz.
DİĞER KİŞİLERİN
BEDEN MUAYENESİ (MADDE-76)
Bir suça ilişkin delil elde etmek amacı ile mağdurun
bedeni üzerinde tıbbi muayene yapılabilmesine veya kan, saç,
tükrük, tırnak, cinsel salgı gibi örnekler alınabilmesine
sağlığının tehlikeye düşürmemek koşulu ile Hakim yada
mahkeme tarafından karar verilebilir. Dolayısıyla mağdurun
muayenesini yapan doktor mutlaka Hakim kararını görmelidir.
Burada dikkat edilecek önemli konu Cumhuriyet savcısının
yazısı ile muayenenin yapılamayacağıdır. Yine çocuğun
soy bağının araştırılmasına gerek duyulması halinde de
aynı koşullar aranacaktır.
KADININ MUAYENESİ (MADDE-77)
Kadının muayenesi istemi halinde ve olanaklar el verdiğinde
bir kadın hekim tarafından yapılacaktır.
Ancak kadın bizzat istemde bulunmamış ise ve muayene yapılacak
yerde bir kadın hekim bulunmuyorsa erkek hekim tarafından da
muayene yapılabilir.
Bu durumda hekim ile birlikte bir başka kadın sağlık mesleği
personelinin bulundurulmasına özen gösterilecektir.Ancak
polisin kadını muayene için götürdüğü yere yakın aynı
işlemi yapabilecek yakın yetkili bir kurumda bir kadın
hekim varsa kadın muayene için bu yere götürülmeli,
muayene için zorlanmamalıdır. Bu durum hekimin sorunu değil,
polisin ve Cumhuriyet savcısının ilgilenmesi gereken bir
konudur.
MOLEKÜLER GENETİK
İNCELEMELER (MADDE-78,79,80)
Moleküler genetik incelemeler yapılmasına yalnızca hakim
karar verebilir. Kararda inceleme için gönderilen bilirkişide
gösterilir. Sanık ve şüpheli ile diğer kişilerin yukarıda
belirtilen maddelerde öngörülen işlemlerle elde edilen örnekler
üzerinde soy bağının veya elde edilen bulgunun şüpheli
veya sanığa yada mağdura ait olup olmadığının tespiti için
zorunlu olması halinde moleküler genetik incelemeler yapılabilir.
Burada dikkat edilecek şey bu amaçlar dışında tespitler
yapılmasına yönelik incelemelerin yasak olduğudur. Aksi
davranış görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır.
Yapılacak incelemeler için görevlendirilecek bilirkişiler
teknik ve teşkilat bakımından uygun tedbirlerle yasak moleküler
genetik incelemelerin yapılmasını ve yetkisiz üçüncü kişilerin
bilgi edinmesi önlemekle yükümlüdürler. İncelenecek
bulgu bilirkişi ilgilinin adı soyadı adresi doğum tarihi
bildirilmeksizin verilecektir.
75,76,78, maddeler hükümlerine göre alınan örnekle üzerinde
yapılan inceleme sonuçları kişisel veri niteliğinde olup
başka bir amaçla kullanılamayacaktır.
OTOPSİ (87. MADDE)
Otopsi Cumhuriyet Savcısının huzurunda adli tıp, diğeri
patoloji uzmanı veya diğer dallardan birinin mensubu veya
biri pratisyen iki hekim tarafından yapılacaktır.
Zorunluluk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından
da yapılabilecektir. Ölümünden hemen önceki hastalığında
öleni tedavi etmiş olan tabip otopsiye katılmayacaktır.
Ancak bu tabibin Cumhuriyet savcısı tarafından hastalığın
seyiri hakkında bilgi vermesi amacı ile hazır bulunması mümkündür.
YENİ DOĞANIIN CESEDİNİN
ADLİ MUAYENESİ VEYA OTOPSİ ( MADDE-88)
Yeni doğanın cesedi üzerinde adli muayene veya otopside
doğum sırasında veya doğumdan sonra yaşam bulgularının
varlığı ve olağan süresinde doğup doğmadığı ve
biyoljik olarak yaşamını rahim dışında sürdürebilecek
kadar olgunlaşmış olup olmadığı veya yaşama yeteneği
bulunup bulunmadığı saptanacaktır. Bu hüküm yasal emir
niteliğinde bulunduğundan ilgilinin bu istenenlerden birini
yada bir kısmını eksik yaparak aykırı davranması halinde
en azından görevi ihmal suçunu oluşturacaktır.
ZEHİRLENME ŞÜPHESİ
ÜZERİNE YAPILACAK İŞLEM (MADDE-89)
Zehirlenme şüphesi olduğu hallerde organlardan parça alınırken
görünen şekli ile organın tahribatı tanımlanacaktır,Ölüde
veya başka yerlerde bulunmuş şüpheli maddeler görevlendirilen
uzman tarafından incelenerek tahlil edilecektir.
BİLGİ İSTEME (MADDE-332)
Suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında
Cumhuriyet Savcısı Hakim veya mahkeme tarafından yazılı
olarak istenilen bilgilere 10 gün içinde cevap verilmesi
zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin
verilmesi imkansız ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap
verilebiliceği aynı süre içinde bildirilecektir. Haklarında
kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı
bulunan kişiler hakkında yasama dokunulmazlığı saklı
kalmak üzere diğer tüm ilgililer hakkında doğrudan soruşturma
yapılacaktır.
Buna göre mahkeme adli tıp kurumunda yada üniversitesi
hastanesi baştabipliğinden yada sağlık mesleği ile ilgili
her hangi bir kuruluştan bir kovuşturma nedeni ile ilgili
bir bilgi istediğinde ve yazısında 10 gün içinde cevap
verilmesini , buna aykırı hareket edildiği takdirde
ilgililerin TCK nun 257. maddesi gereğince yargılanabileceğini
bildirmiş ise cezai sorumluluğunun doğmaması açısından
ya 10 gün içinde cevap verilecek yada aynı süre içinde
cevap verilmesi imkansızı ise sebebi ve en geç hangi
tarihte cevap verilebiliceği ilgili mahkemeye
bildirilecektir. Bu hükümle amaç soruşturma ve kovuşturmaların
en hızlı biçimde tamamlanmasını sağlamaktır. Aykırı
davranan kişi eyleminin niteliğine göre görevi ihmal yada
görevi kötüye kullanma suçundan yargılanacaktır.
SONUÇ
Görüldüğü üzere yeni ceza yasası yeni kavram ve
kurumları ile tüm kamu görevlileri gibi sağlık mesleği
mensupları ve hekimlerimize de ağır sorumluluklar yüklemektedir.
Hukuk sonuçta işlerin çokluğu, hasta yoğunluğu, eğitim
eksikliği, bunun böyle olabileceğini bilmiyordum gibi
mazeretleri belki temel cezanın belirlenmesi, cezaların şartları
varsa parayı çevrilmesi yada tecil edilmesi konularında
kabul edebilecek ancak cezalandırma açısından böylesi
mazeretler geçerli olmayacaktır. Bu sorumlulukların altından
kalkılabilmesinin en önemli anahtarı öncelikle tüm sağlık
mesleği mensuplarının sorumlulukları ve görevleri hakkındaki
yasal düzenlemeleri en ince ayrıntılarına kadar öğrenmeleri,
mesleklerinin hassasiyeti oranında iş ve eylemlerinde yüksek
düzeyde alacakları eğitimden kaynaklanan bilgi ve tecrübeyi
en dikkatli ve duyarlı biçimde hayata geçirmeleri
gerekmektedir. Aksi takdirde bilgisizliğin, tecrübesizliğin,
dikkatsizliğin yol açacağı sonuçlarla bir çok hekimimiz
ve sağlık mesleği mensubumuz belki de çoğu zaman hak
etmedikleri yaptırımlarla karşı karşıya
gelebileceklerdir.
Bir toplumda öncelikle önemsenmesi gereken, ortaya çıkan
suçları en etkili biçimde soruşturmak ve cezalandırmak
olmamalı, suçu doğuran nedenleri ortadan kaldırmak bütün
toplumun, toplumda yaşayan herkesin ve tüm devlet kurumlarının
öncelikli görevi olmalıdır. Bir kişinin cezalandırılmasından
toplumun kazanacağı pek fazla şey olmamasına karşılık
suçun işlenmesini önlemekten kazanacağı pek çok şey
vardır. Bu nedenle kanaatimce öncelikle sağlık alanında
çalışan kurumlar için yoğun iş temposu içinde büyük
özveri ile çalışan başta hekimlerimiz olmak üzere tüm
sağlık mensuplarının yersiz, acı ve sıkıntılarla ve
yaptırımlarla yüz yüze kalmaması için öncelikle yasal düzenlemeleri
anlatan nitelikli bir eğitim çalışması başlatılmalı
bunun ardından her aşamada eğitimin kalitesini yükseltecek
nitelikte programlar uygulanmalı gerekiyorsa reform niteliğindeki
yeniden yapılanmalarla sağlık hizmetinin aksamadan, çalışanlara
da sıkıntı ve eza vermeden ve yerli yersiz eğitim eksikliği
ve benzeri nedenlerden kaynaklanan sorumluluk halleri ile yüz
yüze bırakmayacak şekilde ve hastalarında insan onuruna
yakışır şekilde tedavi edilebileceği biçimde sistemin
yapılanması en önemli hedef olmalıdır.
|